21 Haziran 2016 Salı

Hiç...

Buna tam on iki'den vurmak denir Sayın Bay...
Buyrun işte cok belirleyici bir cümle:
Bugün sorumluluk duymayan insan cürüm işlemektedir,
Yani; "Cani!"
İnsanlıkla bütünleşmenin başka bir yolu var mı?
Temel taşlarını yerinden oynatmadan mümkün mü devrilmesi Karanlığın?

9 Ocak 2016 Cumartesi

Para ve Ödemeler Sisteminin Gelişimi

Son zamanlarda insanların cebine giren paranın çeşitli değerlerle değiştiğini görüyoruz. Bireyler bu ödemelerini nakden yaptıkları gibi teknolojik gelişmelerle birlikte para, son 150 yılda çeşitli evrimler geçirmiş ve farklı ihtiyaç giderici kimliklere bürünmüştür. Bankalardan oluşan kredi kartı bir ödeme aracıdır, vadesiz mevduatları kullanarak internet ağından ödeme aracı olarak da kullanılır. 
Şimdi 150 yıllık ödeme sistemindeki evrimi görelim:
1887, Nakit para yerine, kartla ödeme yapılması fikri ilk kez Amerikalı yazar Edward Bellamy'in "Looking Backward or Life in The Year 2000" isimli romanında kaleme alındı.
1894, ABD'de Hotel Credit Letter Company, dönemin seçkin iş adamları için, sadece belirli otellerde geçerli olan dünyanın ilk ödeme kartını kullanıma sundu.
1914, Western Union Bank, "şimdi al, sonra öde" sloganı ile dünyanın ilk kredili ödeme kartını müşterilerine tanıttı.
1924, General Petroleum Company, ABD'nin belirli eyaletlerindeki benzin istasyonlarında nakit dışında ödeme yapma imkânı sunan petrol kartını kullanıma sundu.
1950, Edward Bellamy'in "Looking Backward or Life in The Year 2000" isimli romanından tam 63 yıl sonra, Frank McNamara tarafından, bugün kullandığımız kredi kartlarının ilk örneğini oluşturan Diners Club kartı kullanıma sunuldu.
1956, ABD'de kredi kartlarının, hızla nakit ödemenin yerini almaya başladığı bu dönemde özellikle Bank of Amerika'dan Chase Manhattan'a kadar yüzlerce banka, müşterilerine kredi kartı dağıtmaya başladı.
1968, kartlı ödeme sistemleri Türkiye'ye geldi ve ülkemiz, önce Diners Club ile hemen ardından da American Express kartları ile tanıştı.
1975, Eurocard ve MasterCard'ın da devreye girmesi ile kredi kartları, sınırlı bir çevre tarafından kullanılmaya başlandı.
1983, MasterCard'ın ardından VISA kartının da Türkiye'de sisteme girmesi, kredi kartlarının çok daha geniş kitleler tarafından benimsenmesini ve kullanımını sağladı.
1987, kartlı ödeme sistemleri, hızla yaygınlaşmaya başladı. Kredi kartlarının sayıları ve kullanım ciroları yükselmeye başlarken Türkiye'de ilk ATM de hizmete girdi.
1988, kredi kartları ile birlikte, müşteri sadakat sistemi olarak tanımlanan özel mağaza kartları da sisteme girdi ve hızla yaygınlaşmaya başladı.
1990, bankalar arası Kart Merkezi'nin (BKM) kuruldu. BKM, 13 kamu ve özel Türk bankasının ortaklığıyla, kuruldu.
1991, bankalar arası Kart Merkezi'nin (BKM) kuruluşu sonrasında kartlı ödeme sektöründe hareketlilik ve büyümenin başladı. Aynı yıl içinde ilk elektronik POS terminali de kullanıma sunuldu.
1992, Dünya’da ilk kez fotoğraflı kredi kartı, Türkiye'de kullanıma sunuldu.
1993, BKM Switch sistemi uygulamaya alındı. Bu sayede, Türk bankalarının ATM ve POS ağları, BKM Switch Sistemi üzerinden birbirlerinin kullanımına açıldı.
1994, Türkiye'de ilk çipli kart uygulaması başladı. Dünyada ilk kez çok ortaklı kart uygulamasının Türkiye'de gerçekleşmesi sonucunda kredi kartlarında yeni bir dönem başladı.
1998, kart kullanıcıları, daha sonraki yıllarda vazgeçilmez tercihleri olacak taksitli ödemeler, mil ve nakit puan toplama uygulamaları ile tanıştı.
2000, BKM ve üye kuruluşları, chip&PIN uygulamasına geçiş kararı aldı.
2001, chip&PIN uygulaması geçişi için EMV (Europay, MasterCard ve VISA birliği) yurtiçi standartları oluşturuldu.
2002, BKM tarafından, EMV çip sertifikasyonu hizmeti devreye sokuldu.
2003, bankalar arası Kart Merkezi ve üye kuruluşları tarafından chip&PIN uygulamasına geçiş hazırlıklarına hız verildi.
2004, banka kartlarının alışverişlerde de kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla, Okan Bayülgen'in rol aldığı Banka Kartı Bilinçlendirme Kampanyası başladı.
2005, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, ilk ön ödemeli akıllı kartların kullanımına başlandı. Aynı dönem içinde ilk temassız otoban uygulaması (KGS-Kartlı geçiş sistemi) hizmete girdi.
2006, Avrupa'da ilk kez temassız kredi kartı, Türkiye'de kullanıma girdi. Türkiye, Fransa ve İngiltere'nin ardından Avrupa'da 3.ülke olarak chip&PIN uygulamasını başlattı.
2007, 30 Haziran 2007'de chip&PIN geçiş sürecinin tamamlandı.
2008, BKM ve TURKCELL'den dünyada bir ilki gerçekleştirerek, 3D Secure ve Turkcell mobil imza entegre edildi.
21 Haziran 2012, dünyanın ilk ulusal dijital cüzdanı olarak BKM tarafından uygulamaya konuldu.
25 Temmuz 2013, internetten güvenli, kolay ve hızlı alışveriş imkanı sunan BKM Express, mobil uygulamayla cep telefonuna taşındı ve cep telefonundan, cep telefonuna para transferi dönemini başladı.
8 Kasım 2013, Konya Ulaşım Projesi kapsamında tüm bankaların temassız özelliği taşıyan kartları, toplu taşımada kullanılmaya başlandı.
26 Kasım 2013, BKM, kamuda kartlı ödemelere yönelik ilk projeyi SGK ile gerçekleştirdi.
10 Aralık 2013, BKM Express Android uygulaması, kullanıma sunuldu.
2013 ve sonrası, e-ticarette güvenli ödeme sistemi devreye girdi ve ülkemizde elektronik ticarette beklenenin üzerinde bir gelişme yaşandı.

Takas sisteminin geçerli olduğu ilk çağların ilkel alış-veriş sistemi, günümüzde teknolojiye bağlı olarak farklı takas sistemlerini devreye sokmaktadır. Bu düzen de bize göstermektedir ki, ekonomistler ne derse desinler, uygulamanın özündeki uygulama algısı, halen ilkel çağların sosyolojik gerçekliğini genlerimizle bugünlere taşımıştır. 

27 Aralık 2015 Pazar

NEDEN PARA


1.1. Para nedir
     Para, insanın yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için yeri geldiğinde eylem yeri geldiğinde bir araç-gereçtir. Çeşitli iktisat insanları para ile ilgili tanımları mevcuttur:
Paul KRUQMAN
Yaptığı işler cinsinden ifade edilir; para mal ve hizmet alımını sağlayan herhangi bir varlıktır. Para ticaretten kazanç sağlamaya yarar çünkü o dolaylı olarak değişimi mümkün kılar.

M. Merih PAYA
Mal ve hizmet değişiminde borçların tasfiyesinde genellikle kabul edilen ödeme aracı olarak önemli bir varlık çeşididir.

N. Gregory MANKİW
Para alışveriş yapmak için kolaylıkla kullanılabilen varlıkların stokudur.

Sayım IŞIK
Para, mal ve hizmetler için ödeme yapmada veya borçların ödenmesinde kabul edilen bir araçtır.

Yasemin YALTA
Para mal ve hizmetlerin satın alınmasında kullanılan genel kabul görmüs¸ her seye denir.
     Görüldüğü gibi para, insanların ihtiyaçlarını gideren, belli bir zaman içinde her insan tarafından genel kabul görmüş, mal ve hizmet alımını sağlayan bu doğrultuda kullandığımız nesnelere para diyoruz.

1.2. Neden Para

     Paranın tarihsel gelişimine burada kısaca değineceğiz, ilk insan faaliyetlerinin paraya olan gereksiniminden bahsedeceğiz. İlk insanların ilk ekonomik  faaliyeti değiş-tokuş olduğunu biliyoruz. Örneğin, ilkel yaşamda üretimin çok sınırlı olduğunu biliyoruz, buna bağlı olarak bireylerin biri tahıl üretirken, diğeri çanak-çömlek üretebilir. Tahıl üretimi ile uğraşan bütün kaynaklarını tahıla yöneltecek, çanak-çömlek üretimi ile uğraşanlar ise etkinliğini bu yönde geliştirecek ve üretecek. Şimdi bu bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda, tahıl üreten bireyin çanak-çömleğe, çanak-çömlek üreten bireyin ise tahıla ihtiyacı vardır. Aralarında oluşacak olan bu münasebet tek bir şekilde olabilecektir, değiş-tokuş. Aralarında ürettikleri ürünleri trampa ekonomisi dediğimiz ki, bazı kaynaklarda buna barter de denebiliyor, değiş-tokuş biçiminde ekonomik faaliyetlerini gerçekleştireceklerdir. Paranın tanımları arasında ne demiştik mal ve hizmetlerin satın alınmasında genel kabul görmüş her şeye de para denir demiştik. İşte burada görüldüğü gibi değiş-tokuş mal cinsinde sağlanmış, para görevi gören hem tahıl hem de çanak-çömlek olmuştur.
     Sadece bu iki üretim öğreneğini ve bireylerin hareketleri doğrultusunda oluşan para sistemini gördük. Pekala çok fazla ürün çeşitliliği olduğu zaman örneğin, hayvan postu, takı malzemeleri, tekerlek, tahıl malzemeleri…vb trampa ekonomisine hakim bunu biliyoruz ama söz konusu olan burada, bunlara zamanla biçilen değerlerdir. İlkel toplumda, tekerlek ve tahıl ürünleri, takı malzemeleri ve çanak-çömlekten daha değerli olduğunu yaşamsal ihtiyaçları yönünden fark ediliyor. Bunu  fark eden bireyler tahıl ve tekerler gibi ürünleri, takı ve çanak-çömlek ile birebir değiştirmek istemezler bu yüzden biraz daha takı veya çanak-çömlek isterler. Aslında burada paranın değiş-tokuş aracı olduğunu bildiğimiz gibi paranın bölünebilir olduğu özelliğini de görmüş bulunmaktayız. Aslında bu sisteme mal-para sistemi denir, yani ihtiyaçları para ile değil, çünkü o dönemde para yerine kullanılabilecek bir araç olmadığı için mallar cinsinden giderme.
     Şimdi ise altın ve gümüş döneminde, bu madenler dayanıklı ve ihtiyaçları giderme de kolaylık sağlar. Ancak, ağır ve taşınabilirliği zordu. Birey bir tekerlek almak isterse kocaman bir kalıp altın getirebiliyor onun yerine tekerlek alabiliyordu. Zamanla insanlar mal-para sisteminde bir dengesizlik olduğunu fark edecek ve bu altın ve gümüş gibi madenleri işleyerek küçük parçalara ayırır ve ortak bir değer, kullanım aracı olan parayı bulur. Artık bir tekerlek bir ayakkabı değeri cinsinden ölçülür ve satın alınır.

    
     Yakın Dünya tarihinde konuya belirginlik katacak olan bir olaydan bahsedelim:
     Paranın değişik bir türü 2. Dünya Savaşı sırasında bazı Nazi savaş esiri kamplarında(SEK) ortaya çıktı. Kızıl Haç tutsaklara çeşitli mallar  -yiyecek, giyecek, sigara… vb- sağlamaktaydı. Ancak bu istihkaklar(tüketimler) kişisel tercihler dikkate alınmadan yapılmaktaydı ve bu nedenle dağılımlar çoğu defa etkin değildi. Bir esir çikolatayı tercih edebilirken, bir diğeri peynir tercih edebilmekte ve üçüncü birisi yeni bir gömlek istemekteydi. Esirlerin farklı zevklere ve donanımlara sahip olmaları birbirleri ile ticaret yapmalarına yol açtı. Ancak, ihtiyaçların karşılıklı olarak örtüşmesini gerektirdiğinden takasın kaynak dağılımı için uygun bir yol olmadığı ortaya çıktı. Diğer bir deyişle bir takas sistemi her bir esirin en çok değer verdiği malı almasını sağlamanın en kolay yolu değildi. SEK’in sınırlı ekonomisi bile alışverişleri kolaylaştırması için bir paranın benzerine, yerine kullanılabilecek bir metaya ihtiyaç duyuluyordu.
     Sonunda sigara fiyatların kote(yani fiyatları sigara miktarı cinsinden belirleme) edildiği ve ticaretin gerçekleştirildiği para birimi olarak haline geldi. Örneğin, bir gömlek 80 sigaraya mal oluyordu. Hizmetler de sigara cinsinden ifade ediliyordu. Bazı esirler giysi başına 2 sigara karşılığında diğerlerinin çamaşırlarını yıkamayı önerdiler. Sigaraları gelecekte sevdikleri bir malla değiştirebileceklerini bildiklerinden sigara kullanmayanlar da alışverişte sigara kabul etmekten mutluydular. SEK’te sigara bir değer biriktirme, hesap birimi ve değişim aracı olmuş bulunmakta. Bunun bir benzer örneği sigaranın bir değişim aracı olarak kullanıldığı zaman, 1980’lerin sonralarında Sovyetler Birliği’nde yer altı ekonomisinde Marlboro paketleri rubleye tercih edildi ve para yerine sigara kullanıldı.1923’teki Alman enflasyonu sonucunda yumurta ve kömür de para aracı olarak da kullanılmıştır.
      İşte görüldüğü gibi sigara, tıpkı altının parçalandığı ve zamanla bölünebildiği gibi insan ihtiyaçlarını gidermede bir araç(para) haline gelmiştir.

1.3.Para Günümüzden Bu Yana Nasıl Bir Gelişim Geçirmiştir
      Paranın tarihinde bu sureç, insanların ticareti öğrenmeleri ile başlıyor. İnsanoğlu öncelikle ihtiyaçlarını avcılık ve yiyecek sorunlarını giderme yönünde bir araya gelip ki buna zamanla kabile denmiştir, bu şekilde gruplar oluşturarak birleşmişlerdir. Bahsettiğimiz gibi bu birliktelik beraberinde birbirleri arasındaki etkinliği de meydana  getiriyor. Bu etkinliğe barter(trampa, değiş-tokuş)yöntemi diyorduk. İnsanlık belli aşamalardan geçtikten sonra ilk olarak para Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarında M.Ö. 3000 yılında yazılı kaynaklara göre altın ve gümüş madeni paralar halinde bulgulara ulaşılmıştır. Yani ilk paranın başlangıcı madenler şeklinde yaşanmıştır. İzleyen bin yıllarda bu uygulama, önce sikkelerin yaygınlaşmasıyla Avrupa, Ortadoğu ve Güney Asya’da, ardından  Batı sömürgeciliği aracılığıyla ve yeryüzünün her tarafında modern endüstriyel toplumların yükselişiyle tüm dünyada devam etmiştir.
       Trampa ekonomisi aslında hiç de kolay bir değişim olmadığını biliyoruz, malların değerleri bu dönemlerde birbirine denk olmadığı gibi insanlara ekstra bir zaman ve enerji yükletiyor. Çünkü barter(trampa) yapacak olan kişinin veya topluluğun ürettiği mal için daha önce bahsetmiştik birbirlerinin ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor. Yani ürettikleri malı kim, hangi kabile talep ediyor bunları da tespit edip ticaretini gerçekleştirmesi gerekiyor. Ayrıca kendisinin de ne kadar kullanabileceğinin farkında olması gerekiyor. Sorun bu iki noktada da bitmiyor, malların değerlerine binaen, kaç deri ile ne kadar tahıl değiştirileceği tartışılıyor. Bununla birlikte pazarların ve ticaret hanelerin oluşumu başlıyor. Bölünebilir yani küçük birimlere ayrılabilir mallarda sorun belki kolaylıkla çözülebiliyor, buna karşılık örneğin bir inek ile tahıl değişimi o kadar kolay olmuyor.
        Bu sistemin adına mal-para sistemi demiştik. Birbiriyle değiştirilen malların değeri elde edilme koşullarına bağlı olarak elde ediliyor. Örneğin Roma’da, yiyeceklerin korunması için zorunlu bir madde olan tuz, çok zor bulunuyordu. Kıt olarak bulunan tuz insanlara ücret karşılığı olarak da verilebiliyordu, para yerine ürün(mal) kullanıldığını bu örnekle görmüş olduk.
        Zamanla Pazar için üretim artıp mübadeleler düzeni bir biçim alınca, para olarak kullanılan malın kendi kullanım değeri önemini yitirmiş ve parada sadece değişim aracı olarak kullanılmaya elverişli olma niteliği aranmaya başlamıştır. Böyle olunca sözünü ettiğimiz malların para olma görevini yürütmeleri güçleşmiştir. Çünkü bunların taşınmaları, bozulmadan muhafaza edilebilmeleri ve uygun büyüklüklerde birimlere bölünebilmeleri çok zor bazen de olanaksızdır. İşte bu nedenle tuz, deri, hayvan, tütün gibi malların para olarak kullanılmalarından vazgeçilmiş ve zamanla onların yerini değerli madenler, özellikle altın ve gümüş almaya başlamıştır. Sonraları zengin gümüş madenleri bulnup gümüş üretimi arttığından değeri de -altına göre-  hızla düşmüş, bunun sonucu olarak günüş de para olma niteliğini yitirmiştir. Böylece altın bu alanda rakipsiz egemen olmuştur.
       Altın ve gümüş, özellikle altın, para olmaya çok elverişlidir. Bir kere küçük bir hacim içinde nispeten büyük bir değer taşır. Bu nedenle taşıması kolaydır. İkinci olarak, bozulmaz ve paslanmaz. Bu nedenle saklanması ve korunması kolaydır. Nihayet hiçbir değer kaybına uğramadan istendiği kadar küçük parçalara bölünebilir ve sonra bunlar tekrar birleştirilebilir. Yani altın ve gümüşü külçe halinde ya da küçük sikkeler halinde basılmış olarak kullanma olanağı vardır.
       Altının piyasada, külçe ya da sikke halinde fiilen elden ele dolaşması sakıncalı idi. Bir kere, bu biçimde büyük meblağların(paraların tutarları) taşınması güçtür. Ayrıca çalınmak ve kaybolmak gibi tehlikeleri de vardır. Nihayet elden ele dolaşan altın sikkelerin aşınarak değerlerinden kaybetmeleri de söz konusu idi. İşte bu nedenle, daha ortaçağlardan başlayarak,, bazı küçük sarraflar, kendilerine emanet edilen altın(ya da gümüşler) karşılığında, bunların sahiplerine senetler(dönemine göre sertifikalar) vermeye ve onlar da ödemelerini bu senetlerle yapmaya başladılar. İnsanlar ellerindeki altın ya da gümüş sertifikalarını  onları çıkaran sarrafa götürünce karşılığı olan altın ya da gümüşü geri alacaklarından emin oldukları sürece, bu senetleri bizzat paranın kendisiymiş gibi görmeye ve kullanmaya başladılar. Böylece ilk kâğıt para ortaya çıkmış oldu.
       Devlet giderek altın karşılığı senet çıkaran bu sarrafların –ki bunlar zamanla bankalaşmıştır- faaliyetlerini düzen altına alarak halkın bunlara olan güvenini arttırmış ve böylece kağıt para dolaşımı(tedavülü) daha yaygınlaşmıştır. Bunun sonucu olarak, altınlar banka kasalarına gömülmüş, piyasada da sadece bunların işaretleri ya da sembolleri olan kağıt paralar dolaşır olmuştur. Burada vurgulanması gerekli olan nokta, banka kasalarındaki altın miktarı ile piyasada bunun sembolü olarak dolaşan kâğıt para miktarının birbirine eşit oluşudur. Bu aynı nedenden ötürü, değer olarak da 1 kagıt para 1 altın liraya daima eşittir.
       Halk bankalara güven duyduğu için elindeki kâğıt paraları sık sık altına çevirme gereği duymuyordu. Hele herkesin aynı zamanda ellerindeki kâğıt paraları altına çevirmek üzere bankalara başvurma olasılığı çok azdı. Bu durumu gözlemleyen bankacılar, kasalarındaki altından daha fazla kâğıt para çıkarmalarının kendilerini güç duruma sokmayacağını gördüler ve bu olanaktan yararlanmaya başladılar. Böylece, artık kasalardaki altın miktarı ile dolaşımdaki kağıt para miktarı arasındaki eşitlik kalkmış oldu
       Açıktır ki piyasaya bu yolla karşılıksız para çıkarma olanağının ölçüsüz bir biçimde kullanılması, halkın kağıt paraya olan güvenini sarsabilirdi. Oysa, biliyoruz ki para, para olma niteliğini halkın kendi güveninden alır. İşte bundan ötürü, bazı memleketlerde bankaların bizzat kendilerini, bazı memleketlerde de devlet, kanun çıkararak bu konuyu bir yönteme(usule) bağlamışlardır. Bu yöntem, esas olarak, kasalardaki altın ile basılacak kağıt para arasında belli bir oranı korumak biçimindedir. Örneğin bu oran 1/3 ise, bu kasadaki, 1 altın lira karşılığında, piyasaya en çok 3 kağıt lira çıkarılabilecek demektir. Bu orana karşılık oranı da denir. Karşılık oranının görevi dolaşımdaki kağıt paraların gerektiğinde hiç değilse bu oranda altınla ödemesini güvence altına almaktan çok, toplam kâğıt para miktarını sınırlamaktır. Burada vurgulanacak nokta, dolaşımdaki kağıt para miktarını kasalardaki altın miktarından daha çok, örneğin 3 katı olduğu halde, 1 kağıt liranın değerinin gene de 1 altın liraya eş olduğudur. Çünkü hâlâ bankaya 1 kağıt lira götürüldüğü zaman karşılığında tam bir altın lira alınabilmektedir. Buna, kağıt paranın altına çevrilebilirliği (altın konvertibilitesi) diyoruz.
       Kağıt paraya, bu biçimde, altına çevrilebilme olanağı tanındığı sürece memleketteki para düzeni(para standardı) altına dayanıyor demektir. Buna altın para standardı denir. Bu standartta para miktarı, memleketteki altın miktarı tarafından belirlenir. Altın miktarı değiştikçe, para miktarı da ona bağlı olarak değişir. Demek oluyor ki, altın para standardında memleketteki para miktarı keyfi olarak arttırılıp azaltılmaz. Bu, memleketteki altın miktarının artıp azalmasına bağlı olarak, kendiliğinden olur. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Batı Avrupa’da yürürlükte olan para düzeni, böyle bir altın para standardıydı.
       Birinci Dünya Savaşı sırasında, hükümetler, artan askeri masrafları karşılamak için, sürekli olarak karşılıksız para basmak zorunda kaldılar. Böylece, memleketteki para hacmi, altın hacminden bağımsız olarak artmış oldu. Bunun doğal bir sonucu olarak, hükümetler de kağıt paranın altına çevrilebilirliğini kaldırdılar. Çünkü eğer böyle yapmasalardı, ellerinde kağıt para bulunan insanların bu kağıt paraları altına çevirmek istemeleri karşısında aciz kalırlardı. Böylece artık dolaşımdaki kağıt paranın altınla hiçbir ilişiği kalmamış oldu. Savaştan sonra, bazı memleketler tekrar altın esasına dönmek için çabalar göstermişlerse de bunların hepsi başarısızlığa uğramıştır. Yalnız Amerika Birleşik Devletleri altın standardını 1971 yılına kadar sürdürebilmiştir. Bu yılda doların altına çevrilebilirliğini kaldırarak o da bu sistemden ayrılmıştır. Burada vurgulanacak nokta, karşılıksız kağıt paranın bizzat bir değer taşımaması ve değerinin tamamıyla itibari oluşudur. Bunun doğal bir sonucu olarak, kağıt paranın bizzat bir değer taşımaması ve değerinin tamamıyla itibari oluşudur. Bunun doğal bir sonucu olarak, kağıt para yalnız bir memleketin kendi siyasal sınırları içinde geçerlidir. Oysa altın ya da altın konvertibilitesi olan kağıt paralar, aynı zamanda milletler arasında da geçerlidirler. Bundan ötürüdür ki, dolar 1971’e kadar milletlerarası bir para iken, bu tarihte altına çevrilebilirliğini kaybedince, bu niteliğini de büyük ölçüde kaybetmiştir.
       Paranın somuttan soyuta doğru olan bu evriminin son halkası hiçbir maddi vücudu olmayan, hesap parası ya da banka parasıdır. Gerçekten, bankalar, kendilerine yatırılan kağıt paralar karşılığında bunların sahiplerine mevduat hesabı açarlar. Mevduat sahipleri, ödemelerini bankadaki mevduatları üzerine çek çekerek yaparlar. Örneğin Ahmet, Mehmet’e olan 1000 liralık borcunu, bankadaki hesabından 1000 lira sildirip bunu Ahmet’in hesabına yazdırmak suretiyle ödeyebilir. Böylece bankalardaki vadesiz  mevduat hesapları, tıpkı para gibi görev yaparlar.
       İnsanlar bankalardaki vadesiz mevduatlarını istedikleri zaman asıl paraya çevirebileceklerinden emin oldukları sürece, ödemelerinde çek yani hesap parası kullanmayı tercih ederler. Böyle olunca, bankalar, tıpkı kasalarındaki altından çok kağıt para çıkardıkları gibi, bu sefer de kasalarındaki kağıt paradan çok banka parası çıkarırlar, yani vadesiz mevduat hesabı açarlar.
       Hesap parasını bankalar yarattıkları için, aşırı miktarda arttırılması tehlikesi vardır. Bunu önlemek için, altın standardında kağıt para çıkarılmasına uygulandığı gibi, yine belli bir karşılık oranına uyulması zorunlu kılınır. Örneğin bu oran 1/5(%20) olarak saptanmışsa, bankalar kasalarındaki kağıt paranın ancak 5 katı kadar hesap parası yaratabilirler. Hesap parası ile ilgili olarak vurgulanacak iki nokta vardır: Birincisi, bu paranın memlekette var olan para standardı ne ise ona bağlı oluşu; ikincisi de para olmasıdır. Gerçekten, hiç kimse banka parasını, yani çek ile yapılacak bir ödemeyi kabule mecbur değildir. Ama memleketimizde bile ödemelerin yarısına yakın bir kısmının bu para ile yapıldığı söylenebilir.

       

21 Aralık 2015 Pazartesi

Buralarda yeniyim, iktisat okuyorum öğrenebildiğim kadar... Biraz ekonomi, biraz sosyal yaşamdan karalamalarda bulunacağım... =)