1.1.
Para nedir
Para, insanın yaşamsal faaliyetlerini
sürdürebilmesi için yeri geldiğinde eylem yeri geldiğinde bir araç-gereçtir.
Çeşitli iktisat insanları para ile ilgili tanımları mevcuttur:
Paul KRUQMAN
Yaptığı
işler cinsinden ifade edilir; para mal ve hizmet alımını sağlayan herhangi bir
varlıktır. Para ticaretten kazanç sağlamaya yarar çünkü o dolaylı olarak
değişimi mümkün kılar.
M. Merih PAYA
Mal
ve hizmet değişiminde borçların tasfiyesinde genellikle kabul edilen ödeme
aracı olarak önemli bir varlık çeşididir.
N. Gregory MANKİW
Para
alışveriş yapmak için kolaylıkla kullanılabilen varlıkların stokudur.
Sayım IŞIK
Para,
mal ve hizmetler için ödeme yapmada veya borçların ödenmesinde kabul edilen bir
araçtır.
Yasemin YALTA
Para
mal ve hizmetlerin satın alınmasında kullanılan genel kabul görmüs¸ her seye
denir.
Görüldüğü gibi para, insanların
ihtiyaçlarını gideren, belli bir zaman içinde her insan tarafından genel kabul
görmüş, mal ve hizmet alımını sağlayan bu doğrultuda kullandığımız nesnelere
para diyoruz.
1.2.
Neden Para
Paranın
tarihsel gelişimine burada kısaca değineceğiz, ilk insan faaliyetlerinin paraya
olan gereksiniminden bahsedeceğiz. İlk insanların ilk ekonomik faaliyeti değiş-tokuş olduğunu biliyoruz.
Örneğin, ilkel yaşamda üretimin çok sınırlı olduğunu biliyoruz, buna bağlı
olarak bireylerin biri tahıl üretirken, diğeri çanak-çömlek üretebilir. Tahıl
üretimi ile uğraşan bütün kaynaklarını tahıla yöneltecek, çanak-çömlek üretimi
ile uğraşanlar ise etkinliğini bu yönde geliştirecek ve üretecek. Şimdi bu
bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda, tahıl üreten bireyin çanak-çömleğe,
çanak-çömlek üreten bireyin ise tahıla ihtiyacı vardır. Aralarında oluşacak
olan bu münasebet tek bir şekilde olabilecektir, değiş-tokuş. Aralarında
ürettikleri ürünleri trampa ekonomisi dediğimiz ki, bazı kaynaklarda buna
barter de denebiliyor, değiş-tokuş biçiminde ekonomik faaliyetlerini
gerçekleştireceklerdir. Paranın tanımları arasında ne demiştik mal ve
hizmetlerin satın alınmasında genel kabul görmüş her şeye de para denir
demiştik. İşte burada görüldüğü gibi değiş-tokuş mal cinsinde sağlanmış, para
görevi gören hem tahıl hem de çanak-çömlek olmuştur.
Sadece bu iki üretim öğreneğini ve bireylerin
hareketleri doğrultusunda oluşan para sistemini gördük. Pekala çok fazla ürün
çeşitliliği olduğu zaman örneğin, hayvan postu, takı malzemeleri, tekerlek,
tahıl malzemeleri…vb trampa ekonomisine hakim bunu biliyoruz ama söz konusu
olan burada, bunlara zamanla biçilen değerlerdir. İlkel toplumda, tekerlek ve
tahıl ürünleri, takı malzemeleri ve çanak-çömlekten daha değerli olduğunu
yaşamsal ihtiyaçları yönünden fark ediliyor. Bunu fark eden bireyler tahıl ve tekerler gibi
ürünleri, takı ve çanak-çömlek ile birebir değiştirmek istemezler bu yüzden
biraz daha takı veya çanak-çömlek isterler. Aslında burada paranın değiş-tokuş
aracı olduğunu bildiğimiz gibi paranın bölünebilir olduğu özelliğini de görmüş
bulunmaktayız. Aslında bu sisteme mal-para sistemi denir, yani ihtiyaçları para
ile değil, çünkü o dönemde para yerine kullanılabilecek bir araç olmadığı için
mallar cinsinden giderme.
Şimdi ise altın ve gümüş döneminde, bu
madenler dayanıklı ve ihtiyaçları giderme de kolaylık sağlar. Ancak, ağır ve taşınabilirliği
zordu. Birey bir tekerlek almak isterse kocaman bir kalıp altın getirebiliyor
onun yerine tekerlek alabiliyordu. Zamanla insanlar mal-para sisteminde bir
dengesizlik olduğunu fark edecek ve bu altın ve gümüş gibi madenleri işleyerek
küçük parçalara ayırır ve ortak bir değer, kullanım aracı olan parayı bulur.
Artık bir tekerlek bir ayakkabı değeri cinsinden ölçülür ve satın alınır.
Yakın Dünya tarihinde konuya belirginlik
katacak olan bir olaydan bahsedelim:
Paranın değişik bir türü 2. Dünya Savaşı
sırasında bazı Nazi savaş esiri kamplarında(SEK) ortaya çıktı. Kızıl Haç
tutsaklara çeşitli mallar -yiyecek,
giyecek, sigara… vb- sağlamaktaydı. Ancak bu istihkaklar(tüketimler) kişisel
tercihler dikkate alınmadan yapılmaktaydı ve bu nedenle dağılımlar çoğu defa
etkin değildi. Bir esir çikolatayı tercih edebilirken, bir diğeri peynir tercih
edebilmekte ve üçüncü birisi yeni bir gömlek istemekteydi. Esirlerin farklı
zevklere ve donanımlara sahip olmaları birbirleri ile ticaret yapmalarına yol
açtı. Ancak, ihtiyaçların karşılıklı olarak örtüşmesini gerektirdiğinden
takasın kaynak dağılımı için uygun bir yol olmadığı ortaya çıktı. Diğer bir
deyişle bir takas sistemi her bir esirin en çok değer verdiği malı almasını sağlamanın
en kolay yolu değildi. SEK’in sınırlı ekonomisi bile alışverişleri
kolaylaştırması için bir paranın benzerine, yerine kullanılabilecek bir metaya
ihtiyaç duyuluyordu.
Sonunda sigara fiyatların kote(yani
fiyatları sigara miktarı cinsinden belirleme) edildiği ve ticaretin
gerçekleştirildiği para birimi olarak haline geldi. Örneğin, bir gömlek 80
sigaraya mal oluyordu. Hizmetler de sigara cinsinden ifade ediliyordu. Bazı
esirler giysi başına 2 sigara karşılığında diğerlerinin çamaşırlarını yıkamayı
önerdiler. Sigaraları gelecekte sevdikleri bir malla değiştirebileceklerini
bildiklerinden sigara kullanmayanlar da alışverişte sigara kabul etmekten
mutluydular. SEK’te sigara bir değer biriktirme, hesap birimi ve değişim aracı
olmuş bulunmakta. Bunun bir benzer örneği sigaranın bir değişim aracı olarak
kullanıldığı zaman, 1980’lerin sonralarında Sovyetler Birliği’nde yer altı
ekonomisinde Marlboro paketleri rubleye tercih edildi ve para yerine sigara
kullanıldı.1923’teki Alman enflasyonu sonucunda yumurta ve kömür de para aracı
olarak da kullanılmıştır.
İşte görüldüğü gibi sigara, tıpkı altının
parçalandığı ve zamanla bölünebildiği gibi insan ihtiyaçlarını gidermede bir araç(para) haline gelmiştir.
1.3.Para
Günümüzden Bu Yana Nasıl Bir Gelişim Geçirmiştir
Paranın
tarihinde bu sureç, insanların ticareti öğrenmeleri ile başlıyor. İnsanoğlu
öncelikle ihtiyaçlarını avcılık ve yiyecek sorunlarını giderme yönünde bir
araya gelip ki buna zamanla kabile denmiştir, bu şekilde gruplar oluşturarak
birleşmişlerdir. Bahsettiğimiz gibi bu birliktelik beraberinde birbirleri arasındaki
etkinliği de meydana getiriyor. Bu
etkinliğe barter(trampa, değiş-tokuş)yöntemi diyorduk. İnsanlık belli
aşamalardan geçtikten sonra ilk olarak para Mezopotamya ve Mısır
uygarlıklarında M.Ö. 3000 yılında yazılı kaynaklara göre altın ve gümüş madeni
paralar halinde bulgulara ulaşılmıştır. Yani ilk paranın başlangıcı madenler
şeklinde yaşanmıştır. İzleyen bin yıllarda bu uygulama, önce sikkelerin
yaygınlaşmasıyla Avrupa, Ortadoğu ve Güney Asya’da, ardından Batı sömürgeciliği aracılığıyla ve yeryüzünün
her tarafında modern endüstriyel toplumların yükselişiyle tüm dünyada devam
etmiştir.
Trampa ekonomisi aslında hiç de kolay
bir değişim olmadığını biliyoruz, malların değerleri bu dönemlerde birbirine
denk olmadığı gibi insanlara ekstra bir zaman ve enerji yükletiyor. Çünkü
barter(trampa) yapacak olan kişinin veya topluluğun ürettiği mal için daha önce
bahsetmiştik birbirlerinin ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor.
Yani ürettikleri malı kim, hangi kabile talep ediyor bunları da tespit edip
ticaretini gerçekleştirmesi gerekiyor. Ayrıca kendisinin de ne kadar
kullanabileceğinin farkında olması gerekiyor. Sorun bu iki noktada da bitmiyor,
malların değerlerine binaen, kaç deri ile ne kadar tahıl değiştirileceği tartışılıyor.
Bununla birlikte pazarların ve ticaret hanelerin oluşumu başlıyor. Bölünebilir
yani küçük birimlere ayrılabilir mallarda sorun belki kolaylıkla çözülebiliyor,
buna karşılık örneğin bir inek ile tahıl değişimi o kadar kolay olmuyor.
Bu sistemin adına mal-para sistemi
demiştik. Birbiriyle değiştirilen malların değeri elde edilme koşullarına bağlı
olarak elde ediliyor. Örneğin Roma’da, yiyeceklerin korunması için zorunlu bir
madde olan tuz, çok zor bulunuyordu. Kıt olarak bulunan tuz insanlara ücret
karşılığı olarak da verilebiliyordu, para yerine ürün(mal) kullanıldığını bu
örnekle görmüş olduk.
Zamanla Pazar için üretim artıp
mübadeleler düzeni bir biçim alınca, para olarak kullanılan malın kendi
kullanım değeri önemini yitirmiş ve parada sadece değişim aracı olarak
kullanılmaya elverişli olma niteliği aranmaya başlamıştır. Böyle olunca sözünü
ettiğimiz malların para olma görevini yürütmeleri güçleşmiştir. Çünkü bunların
taşınmaları, bozulmadan muhafaza edilebilmeleri ve uygun büyüklüklerde
birimlere bölünebilmeleri çok zor bazen de olanaksızdır. İşte bu nedenle tuz,
deri, hayvan, tütün gibi malların para olarak kullanılmalarından vazgeçilmiş ve
zamanla onların yerini değerli madenler, özellikle altın ve gümüş almaya
başlamıştır. Sonraları zengin gümüş madenleri bulnup gümüş üretimi arttığından
değeri de -altına göre- hızla düşmüş,
bunun sonucu olarak günüş de para olma niteliğini yitirmiştir. Böylece altın bu
alanda rakipsiz egemen olmuştur.
Altın ve gümüş, özellikle altın, para
olmaya çok elverişlidir. Bir kere küçük bir hacim içinde nispeten büyük bir
değer taşır. Bu nedenle taşıması kolaydır. İkinci olarak, bozulmaz ve
paslanmaz. Bu nedenle saklanması ve korunması kolaydır. Nihayet hiçbir değer
kaybına uğramadan istendiği kadar küçük parçalara bölünebilir ve sonra bunlar
tekrar birleştirilebilir. Yani altın ve gümüşü külçe halinde ya da küçük
sikkeler halinde basılmış olarak kullanma olanağı vardır.
Altının piyasada, külçe ya da sikke
halinde fiilen elden ele dolaşması sakıncalı idi. Bir kere, bu biçimde büyük
meblağların(paraların tutarları) taşınması güçtür. Ayrıca çalınmak ve kaybolmak
gibi tehlikeleri de vardır. Nihayet elden ele dolaşan altın sikkelerin aşınarak
değerlerinden kaybetmeleri de söz konusu idi. İşte bu nedenle, daha
ortaçağlardan başlayarak,, bazı küçük sarraflar, kendilerine emanet edilen
altın(ya da gümüşler) karşılığında, bunların sahiplerine senetler(dönemine göre
sertifikalar) vermeye ve onlar da ödemelerini bu senetlerle yapmaya başladılar.
İnsanlar ellerindeki altın ya da gümüş sertifikalarını onları çıkaran sarrafa götürünce karşılığı
olan altın ya da gümüşü geri alacaklarından emin oldukları sürece, bu senetleri
bizzat paranın kendisiymiş gibi görmeye ve kullanmaya başladılar. Böylece ilk
kâğıt para ortaya çıkmış oldu.
Devlet giderek altın karşılığı senet
çıkaran bu sarrafların –ki bunlar zamanla bankalaşmıştır- faaliyetlerini düzen
altına alarak halkın bunlara olan güvenini arttırmış ve böylece kağıt para
dolaşımı(tedavülü) daha yaygınlaşmıştır. Bunun sonucu olarak, altınlar banka
kasalarına gömülmüş, piyasada da sadece bunların işaretleri ya da sembolleri
olan kağıt paralar dolaşır olmuştur. Burada vurgulanması gerekli olan nokta,
banka kasalarındaki altın miktarı ile piyasada bunun sembolü olarak dolaşan
kâğıt para miktarının birbirine eşit oluşudur. Bu aynı nedenden ötürü, değer
olarak da 1 kagıt para 1 altın liraya daima eşittir.
Halk bankalara güven duyduğu için
elindeki kâğıt paraları sık sık altına çevirme gereği duymuyordu. Hele herkesin
aynı zamanda ellerindeki kâğıt paraları altına çevirmek üzere bankalara
başvurma olasılığı çok azdı. Bu durumu gözlemleyen bankacılar, kasalarındaki
altından daha fazla kâğıt para çıkarmalarının kendilerini güç duruma
sokmayacağını gördüler ve bu olanaktan yararlanmaya başladılar. Böylece, artık
kasalardaki altın miktarı ile dolaşımdaki kağıt para miktarı arasındaki eşitlik
kalkmış oldu
Açıktır ki piyasaya bu yolla karşılıksız
para çıkarma olanağının ölçüsüz bir biçimde kullanılması, halkın kağıt paraya
olan güvenini sarsabilirdi. Oysa, biliyoruz ki para, para olma niteliğini
halkın kendi güveninden alır. İşte bundan ötürü, bazı memleketlerde bankaların
bizzat kendilerini, bazı memleketlerde de devlet, kanun çıkararak bu konuyu bir
yönteme(usule) bağlamışlardır. Bu yöntem, esas olarak, kasalardaki altın ile
basılacak kağıt para arasında belli bir oranı korumak biçimindedir. Örneğin bu
oran 1/3 ise, bu kasadaki, 1 altın lira karşılığında, piyasaya en çok 3 kağıt
lira çıkarılabilecek demektir. Bu orana karşılık oranı da denir. Karşılık
oranının görevi dolaşımdaki kağıt paraların gerektiğinde hiç değilse bu oranda
altınla ödemesini güvence altına almaktan çok, toplam kâğıt para miktarını
sınırlamaktır. Burada vurgulanacak nokta, dolaşımdaki kağıt para miktarını
kasalardaki altın miktarından daha çok, örneğin 3 katı olduğu halde, 1 kağıt
liranın değerinin gene de 1 altın liraya eş olduğudur. Çünkü hâlâ bankaya 1
kağıt lira götürüldüğü zaman karşılığında tam bir altın lira alınabilmektedir.
Buna, kağıt paranın altına çevrilebilirliği (altın konvertibilitesi) diyoruz.
Kağıt paraya, bu biçimde, altına
çevrilebilme olanağı tanındığı sürece memleketteki para düzeni(para standardı)
altına dayanıyor demektir. Buna altın para standardı denir. Bu standartta para
miktarı, memleketteki altın miktarı tarafından belirlenir. Altın miktarı
değiştikçe, para miktarı da ona bağlı olarak değişir. Demek oluyor ki, altın
para standardında memleketteki para miktarı keyfi olarak arttırılıp azaltılmaz.
Bu, memleketteki altın miktarının artıp azalmasına bağlı olarak, kendiliğinden
olur. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Batı Avrupa’da yürürlükte olan para düzeni,
böyle bir altın para standardıydı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında,
hükümetler, artan askeri masrafları karşılamak için, sürekli olarak karşılıksız
para basmak zorunda kaldılar. Böylece, memleketteki para hacmi, altın hacminden
bağımsız olarak artmış oldu. Bunun doğal bir sonucu olarak, hükümetler de kağıt
paranın altına çevrilebilirliğini kaldırdılar. Çünkü eğer böyle yapmasalardı,
ellerinde kağıt para bulunan insanların bu kağıt paraları altına çevirmek
istemeleri karşısında aciz kalırlardı. Böylece artık dolaşımdaki kağıt paranın
altınla hiçbir ilişiği kalmamış oldu. Savaştan sonra, bazı memleketler tekrar
altın esasına dönmek için çabalar göstermişlerse de bunların hepsi
başarısızlığa uğramıştır. Yalnız Amerika Birleşik Devletleri altın standardını
1971 yılına kadar sürdürebilmiştir. Bu yılda doların altına çevrilebilirliğini
kaldırarak o da bu sistemden ayrılmıştır. Burada vurgulanacak nokta,
karşılıksız kağıt paranın bizzat bir değer taşımaması ve değerinin tamamıyla
itibari oluşudur. Bunun doğal bir sonucu olarak, kağıt paranın bizzat bir değer
taşımaması ve değerinin tamamıyla itibari oluşudur. Bunun doğal bir sonucu
olarak, kağıt para yalnız bir memleketin kendi siyasal sınırları içinde
geçerlidir. Oysa altın ya da altın konvertibilitesi olan kağıt paralar, aynı
zamanda milletler arasında da geçerlidirler. Bundan ötürüdür ki, dolar 1971’e
kadar milletlerarası bir para iken, bu tarihte altına çevrilebilirliğini
kaybedince, bu niteliğini de büyük ölçüde kaybetmiştir.
Paranın somuttan soyuta doğru olan bu
evriminin son halkası hiçbir maddi vücudu olmayan, hesap parası ya da banka
parasıdır. Gerçekten, bankalar, kendilerine yatırılan kağıt paralar
karşılığında bunların sahiplerine mevduat hesabı açarlar. Mevduat sahipleri,
ödemelerini bankadaki mevduatları üzerine çek çekerek yaparlar. Örneğin Ahmet,
Mehmet’e olan 1000 liralık borcunu, bankadaki hesabından 1000 lira sildirip
bunu Ahmet’in hesabına yazdırmak suretiyle ödeyebilir. Böylece bankalardaki
vadesiz mevduat hesapları, tıpkı para
gibi görev yaparlar.
İnsanlar bankalardaki vadesiz
mevduatlarını istedikleri zaman asıl paraya çevirebileceklerinden emin
oldukları sürece, ödemelerinde çek yani hesap parası kullanmayı tercih ederler.
Böyle olunca, bankalar, tıpkı kasalarındaki altından çok kağıt para
çıkardıkları gibi, bu sefer de kasalarındaki kağıt paradan çok banka parası
çıkarırlar, yani vadesiz mevduat hesabı açarlar.
Hesap parasını bankalar yarattıkları
için, aşırı miktarda arttırılması tehlikesi vardır. Bunu önlemek için, altın
standardında kağıt para çıkarılmasına uygulandığı gibi, yine belli bir karşılık
oranına uyulması zorunlu kılınır. Örneğin bu oran 1/5(%20) olarak saptanmışsa,
bankalar kasalarındaki kağıt paranın ancak 5 katı kadar hesap parası
yaratabilirler. Hesap parası ile ilgili olarak vurgulanacak iki nokta vardır:
Birincisi, bu paranın memlekette var olan para standardı ne ise ona bağlı
oluşu; ikincisi de para olmasıdır. Gerçekten, hiç kimse banka parasını, yani
çek ile yapılacak bir ödemeyi kabule mecbur değildir. Ama memleketimizde bile
ödemelerin yarısına yakın bir kısmının bu para ile yapıldığı söylenebilir.